✆ 0534 968 65 76

Category Archive Makaleler

ileadmin

ARAMA VE ELKOYMA

GİRİŞ

5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri kanunu 17.14.2004 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Mezkur kanun mahiyeti gereği yayımlandığı andan itibaren uygulanamaya başlamış ve ceza yargılamalarının usuli yönünü kurumlar halinde düzenlemiştir. Çalışmamızın da konusunu oluşturan arama ve el koyma kurumları 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununda düzenlenmiştir. Arama ve elkoyma ilişkin hususlar, bahsi geçen kanunun dördüncü bölümünde 116 vd. maddelerinde açıklanmıştır.

Arama işlemi yönünden baktığımızda, Ceza Muhakemeleri kanununda arama işleminin yapılabilmesi için sanık hatta şüpheli konumunda dahi bulunulmasına gerek olmamakta, suçun işlendiği yönünde bir tahmin ve/veya bu yönde delil bulunabileceği düşünülüyor ise kişinin üstü, konutu, işyeri arama işlemine konu olabilmektedir.
Arama söz konusu olduğunda görüldüğü üzere, kişilerin özel hayatları ile kamu düzeni kavramı karşı karşıya gelmektedir. Kanunda bu durumdan dolayı arama konusunda oldukça detaylı düzenlenmeler ihtiva etmektedir.

Yukarıda bahsi geçen durum el koyma kararı da içinde geçerlidir. Şöyle ki elkoyma kararında da kişilerin mülkiyet hakkı ile kamu düzeni kavramları çatışmakta ve kamu gücü tarafından mülkiyet hakkına müdahale edilmektedir.

Arama ve elkoymanın genel esasları ile hakimler ve avukatlar yönünden durumun nasıl olduğu Çalışmamızda teorik bilgiler ve yargısal içtihatlar ışığından irdelenecektir. Çalışmamız 2 ana bölümden oluşmaktadır. Öncelikle ilk bölümde 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri kanununda düzenlenen arama ve elkoyma kavramları üzerinde durulacak ve mezkur kanun ve muhteva ettiği kavramlar genel hatları ile açıklanacaktır. ardından 5271 Sayılı kanun ile arama ve elkoyma kavramlarının hakimler ve avukatlar açısından durumu irdelenecektir. Her bölümde de Mezkur kanunun düzenlenme alanına ait Yüksek mahkeme içtihatları ile doktrinde yer alan görüşler ışığında konunun nevi şahsına münhasır özellikleri izah edilmeye çalışılmıştır.

I-ARAMA VE ELKOYMA

A-ARAMA

Arama kavramı üzerine incelemeye başlamadan önce arama işlemine hakim olan usuli ilkeleri ismen de olsa zikretmek gerekmektedir. Şöyle ki;

Bir ceza muhakemesi işlemi olan aramaya ceza muhakemesinde geçerli olan bir takım ilkeler egemendir;

-Hukuk devleti ilkesi,

-İnsan haklarına uygun işlem yapma ilkesi,

-Oranlılık ilkesi,

-Dürüst işlem ilkesi,

-özel hayatın gizliliği ilkesi,

– maddi gerçeğin araştırılması ilkesi olmak üzere 7 temel ilke ön plana çıkmaktadır.

Arama kavramı düzenlendiği mevzuatlara bakıldığında, düzenlenme amacına göre polis vazife ve salahiyet kanuna uyarınca önleme araması yani idari arama ve  5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 116 vd maddelerinde düzenlenen adli arama olarak ikiye ayrılmaktadır.

PVSK da düzenlenen önleme araması yani idari aramada  milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması , suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan haller de mülki amirin yazılı emriyle belli yerlerde, kişilerinde üstlerinde aracında özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemi şeklinde tanımlanabilir. Önleme aramasına başvurmak için bir suç işlenmesi gerekmez. Ancak konutta yerleşim yerinde ve kamuya acık olmayan özel iş yerlerinde önlemi araması yapılamaz. PVSK’ya göre yapılan arama tutanağa bağlanır.

Adli arama ise yukarıda izah edildiği üzere Ceza muhakemeleri kanunun 116 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, arama kavramı denildiğinde akla gelen arama çeşididir. Adli arama mezkur kanundaki düzenlemelerin yanı sıra adli ve önleme araması yönetmeliğinde de açıkça düzenlenmiştir. Şöyle ki yönetmeliğin Adli arama başlıklı 5. Maddesin de ‘’ Adlî arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemidir. hükmü havidir.

Devamını oku

ileadmin

Terörle Mücadelenin Hukuki Boyutu

GİRİŞ

Genel bir ifade ile 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler bünyesinde hazırlanan Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme, en az 22 devletin kabul etmesi ile yürürlüğe gireceği öngörülerek Yine Birleşmiş Milletler tarafından 10 Ocak 2000 tarihinde başta üye devletlere olmak üzere imzaya açılan ve 31 Aralık 2001’ e kadar bütün devletlerin imzasına açık tutulan, Türkiye Cumhuriyeti tarafından ise 27 Eylül 2001 tarihinde Birleşmiş Milletlerin merkezi NewYork Şehrinde imzalanan 28 maddelik “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin 10.1.2002 tarihinde TBMM tarafından onaylanması uygun bulunmuştur.

İlerleyen süreçte Türkiye Cumhuriyeti tarafı olduğu Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme hükümlerini yürürlükteki iç hukukuyla uyumlu hale getirmek amacıyla 15/ 2 /2013 tarihinde 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu kabul edilmiştir.

Çalışmamız da öncelikle terörizm kavramı ele alınarak açıklanmasının ardından terörizmin finansmanına yönelik kabul edilen uluslararası sözleşmeler ile yukarıda bahsi geçen özel düzenlemeler içeren, uluslararası mücadeleye esas olan Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme ile Türkiye Cumhuriyeti nezdinde de mezkur sözleşmeyi ulusal mevzuata adapte eden 6415 sayılı Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkındaki Kanun irdelenecektir.
Devamını oku

ileadmin

İMAR HUKUKU VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

GİRİŞ

Genel bir ifade ile kamuoyunda kentsel dönüşüm kanunu olarak bilinen 6306 sayılı afet alanlarının dönüştürülmesi hakkında kanun, amacı ve ihtiva ettiği hükümler bakımından oldukça geniş yankı bulmuştur. Kentsel dönüşüm kavramı lafzi olarak her ne kadar iyi bir çağrışım yapsa da mezkur kanunun riskli yapıları temel alan ve süreçlerini açıklayan hükümleri uygulamada bir çok problemlere yol açmaktadır. Özellikle tekli taşınmazların riskli yapı kapsamına alınması ve bu anlamda yenileme yapılması dahi zorluklara neden olmaktadır. Genellik bu küçük yenileme çalışması dahi yargı merciileri önüne gelmektedir. Halbuki kentsel dönüşüm ile kanunun lafzına ve gerekçesine bakıldığında 6306 sayılı kanun taşınmazların teker teker birbirinden bağımsız olarak kentsel dönüşüme girmesini istememekte esas gayesinin bir bölgenin yenileme alanı seçilerek günümüz şartlarına uygun modern ve fenne aykırı olmayan deprem yönetmeliğine uygun yaşam alanların oluşmasını sağlamaktır. Bu amaç dünyada bir ilk olup dünya da hiçbir ülkede bütün satıh da riskli yapıların ve alanlarının bu denli büyük dönüşümü gerçekleşmemiştir.

4 bölüme ayrılan çalışmamızda kentsel dönüşüm ve yenileme alanları uygulamaları detaylandırılmış olup, birinci bölümde imar ve kentsel dönüşüm tabirlerinin ifade ettiği anlam, ikinci bölümde kentsel dönüşüm uygulamasının nevi şahsına münhasır terimleri ile açıklamaları, üçüncü bölümde uygulamada kentsel dönüşüme karşılık gelen riskli yapı tespit süreci üzerinden kanunun özelde uygulanması, 4. Ve son bölümde ise bu uygulamalar sonucu mülkiyet hakkı kamu yararı konularındaki hukuki problem detaylı bir şekilde irdelenmiştir.

Teorik bilgiler çerçevesinde hazırlanan çalışmamızda, Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile doktrinde yer alan görüşler ışığın da Kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Kanunu olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ile bu kanun uyarınca mülkiyet hakkı, kamu yararı kavramlarının çatışması nevi şahsına münhasır özellikleriyle izah edilmeye çalışılmıştır.

I-İMAR VE KENTSEL DÖNÜŞÜM

İmar ve kentsel dönüşüm kavramlarını ve kentsel dönüşüme esas olan kanunun amacını çalışmamamızı detaylandırmadan önce açıklamakta yarar vardır. Şöyle ki;  İmar kelimesi; bayındırlık, bayındır kılma, geliştime , şenlendirme anlamlarında kullanılmaktadır. Buna karşılık imar hukuku ise “belediye sınırları içinde yapılaşmaya ve yerleşmeye konu olan yerlerin belirli bir plan (imar Planları) çerçevesinde bayındır hale gelmesini” ifade etmektedir. Kentsel dönüşüm kavramı, İmar terimleri sözlüğüne bakıldığı zaman; “kamu girişimi ya da yardımıyla, yoksul komşulukların temizlenmesi, yapıların iyileştirilmesi, korunması, daha iyi barınma, çalışma ve dinlenme koşulları, kamu yapıları sağlanması amacıyla, yerel tasarı ve izlenceler uyarınca, kentleri ve kent özelliklerinin tümünü ya da bir bölümünü, günün değişen koşullarına daha iyi çevre verebilecek duruma getirme” olarak tanımlanmıştır.

Kentsel dönüşüm kavramının mehazını oluşturan 31.05.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanunda ise herhangi bir tanım geçmemektedir.

Kanun amacı yani kentsel dönüşümün amacı 1. Madde de belirtilmiştir. Buna göre ;

Bu Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir.

Esas itibariyle, kanunun temel amacı deprem riskine karşı dayanıksız binaların yenileme çalışmalarının yasal altyapısını düzenlemektedir. Kanunda kentsel dönüşüm ifadesi yer almamakla birlikte, temel düzenleme niteliğindeki söz konusu kanun, kentsel dönüşüm yasası olarak bilinmektedir. Mezkur kanunun genel gerekçesinde de 1999 yılında Marmara bölgesinde ve 2011 yılında Van’da vuku bulan depremlerde yaşanan acılar can kayıpları ve maddi kayıplar dikkate alınarak muhtemel felaketlerin verebileceği zararların önüne geçebilmek amacıyla riskli binaların yenilenmesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Devamını oku

ileadmin

Ceza Hukukunda Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

GİRİŞ

Genel bir ifade ile 5237 sayılı Türk Ceza kanunu sistematiğine göre Suç ‘’tipe uygun, hukuka aykırı, kusurlu olan bir insan davranışıdır’’. Bu tanıma göre suç temel olarak 4 unsurdan Meydana gelmektedir. Bunlar tipiklik, maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılıktır. Çalışmamızın konusu olan olası kast ve bilinçli taksir kavramları ise suçun manevi unsuru olan kusurluluk unsuru altında yer almaktadır.
Önleyici bir özelliğe sahip olan Ceza kanunları. Ceza yargılamasına konu olan süjenin işlediği suçtan ötürü cezalandırılması ile bozulan kamu düzeninin sağlanmasını amaçlanmaktadır. Alt- Üst Sınır arasında Cezanın tayininde ise manevi unsur olan kast ve taksir kavramları büyük önem taşımaktadır. kast ve taksir kavramları birbirinden tamamen farklı olup taksir kasıtlı suçların daha az cezayı gerektiren bir hali değil, apayrı bir kusurluluk biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki kasıtlı suçlarda olası kast cezada indirim nedeni görülmekte taksirli suçlarda ise bilinçli taksir cezanın artırılmasına sebebiyet vermektedir.Tüm bunlar göz önüne alındığında Ceza hukukunun en tartışmalı kavramlarından olan Olası kast ve Bilinçli taksir kavramları uygulamada gerek ceza tayinin de gerekse teorik çalışmalarda doktrinde tartışmalara neden olmaktadır.
3 bölüme ayrılan çalışmamızda benzerlik taşıyan olası kast-bilinçli taksir ayrımı detaylandırılmış olup, birinci bölümde Kast-olası kast kavramı ve unsurları, ikinci bölümde taksir – bilinçli taksir kavramı ve unsurları , üçüncü bölümde ise olası kast ile bilinçli taksir kavramları arasındaki ayrım detaylı bir şekilde irdelenmiştir.
Teorik bilgiler çerçevesinde hazırlanan çalışmamızda doktrin ve Yargıtay içtihatları ile doktrinde yer alan görüşler ışığında olası kast ve bilinçli taksir kavramları arasında karışıklıklara neden olan unsurlar ile nevi şahsına münhasır özellikleri izah edilmeye çalışılmıştır. Devamını oku

ileadmin

ŞİRKETLER HUKUKU
ŞİRKET KAVRAMI

Şirket, birden çok kişinin hukukun sağladığı güvenceden yararlanmak ve bu güvence altında ekonomik bir takım gayelere ulaşmak amacıyla oluşturdukları iktisadi ve hukuki bir sosyal örgüttür. Tanımını yaptığımız bu hukuki ve ekonomik yapı ‘ortaklık’ anlamına gelir, dolayısıyla şirketleri oluşturan kişilere de ‘ortak’ denir. Hukuki literatürde ise şirketler adi şirketler ve ticaret şirketleri olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma girmeden önce şirketlerin unsurlarından bahsederek şirketlerin ne olduğunu tam olarak anlamalıyız.

A. ŞİRKETLERİN UNSURLARI

1. SÖZLEŞME

Yukarıda şirketleri tanımlarken bahsettiğimiz hukuki güvenceyi sağlayan unsur sözleşmedir. Bu bağlamda Bir şirket oluşturmak isteyen kişiler bu yöndeki ortak iradelerini açıklayarak ancak şirket kurabilirler dolayısıyla sözleşme bir şirketin kurucu unsuru olduğunu söyleyebiliriz.
2. SERMAYE

Şirketlerin ekonomik faaliyette bulunabilmesi için sermayelerinin olması gerekir. Şirket sermayeleri para, taşınır mal, taşınmaz mal, emek gibi birçok ekonomik değer şeklinde olabilir.
3. AMAÇ

Şirketler, ekonomik bir takım amaçlara ulaşmak için kurulur. Ancak şunu da belirtmeliyiz burada kullandığımız ‘ekonomik amaçlar’ ifadesi geniş bir anlam yelpazesini kapsamaktadır. Bu doğrultu da şirketlerin türlerine göre ekonomik amaçları da değişiklik gösterir. Bu ekonomik amaçlara şirket türlerinden bahsederken değineceğiz.

4. FAAL KATILIM

Ortakların ulaşmak istedikleri ekonomik amaca ulaşabilmek için göstermeleri gereken emeği ifade eder.
5. ŞAHIS

Şirketlerin kurulabilmesi için kişi varlığı aranmaktadır. Ancak bazi şirket türleri için en az bir kişi yeterli olurken bazı şirket türleri için en az yedi kişi veya en az iki kişi gibi şartlar bulunmaktadır. Hangi şirket türü için en az kaç ortak gerekli olduğuna şirket türlerini anlatırken değineceğiz.
Devamını oku

ileadmin

Miras Hukuku
A- Mirasçılık

Türk medeni kanunu madde 599 da belirtildiği üzere ‘’ ölenin malvarlığı ölümünden sonra tereke adını alır ve kanuni mirasçılarına intikal eder.’’ Peki bu kanuni mirasçılar kimlerdir?
Türk miras hukukunda İktibasın yapıldığı İşviçre hukukundaki gibi parantel sistem yani zümre sistemi mevcuttur. Bu sistemde her zümrede murise yakınlığına göre mirasçılar bulunmaktadır. Aşağıda zümre mirasçıları ve hangilerinin saklı payı bulunduğu ayrıntılı olarak açıklanmıştır. ;
1. Zümre: Murisin yani ölenin altsoyudur. Bunlar çocukları ve torunları olarak devam eder. Çocuklar eşit oranda mirasçıdırlar
2. Zümre: Ölenin anne ve babasının oluşturduğu zümredir. Ölenin altsoyu varsa ve mirasa hak kazanmışsa bu zümre mirasçıları miras hakkını kaybeder.
3. Zümre: Ölenin büyükanne ve büyükbabasıdır.
Zümre sisteminde 1. Zümredeki mirasçılar mirasa hak kazanmışsa alttaki zümreler mirasa hak kazanamaz . Örneğin 1. Zümre de yer alan ölenin çocukları mirasa hak kazanırsa 2. Zümre de yer alan ölenin anne ve babası mirasa hak kazanamaz. Özetle üst zümrede mirasa hak kazanan varsa alt zümredekiler miras hakkından mahrum kalır.
Devamını oku

ileadmin

KAMULAŞTIRMA

Kamulaştırma kamu kurum ve kuruluşlarının yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla kamu yararının da gerektirdiği hallerde taşınır ve taşınmaz mallara veya irtifak haklarına sahip olma yetkisidir. Bu yetki dayanağını bizatihi olarak anayasadan almaktadır. Anayasa madde 46 incelendiğinde kamu yararının gerektirdiği hallerde bedelin nakden ve peşin bazı durumlarda eşit taksitler halinde ödenmesi suretiyle kamulaştırma yapılabileceği öngörülmüştür. Kamulaştırmaya yönelik bir diğer yasal dayanak ise 2942 sayılı kamulaştırma kanunudur. Bu kanunda kamulaştırma işleminin süreci müdahil olan kurumlar ve kamulaştırma ilke ve esasları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Bunun için Anayasamız ve 2942 sayılı kamulaştırma kanunu incelendiğinde;

öncelikle kamulaştırma yapma yetkisinin münhasıran devlet ve kamu tüzel kişilerine verildiği görülmektedir. Bu yetkiye binaen ilgili kurumlar öncelikle kamulaştırmaya konu olacak mal veya hakkın güncel tutarı oranın da bir kamulaştırma bedeli ayırmalıdır.
Devamını oku

ileadmin

HACZEDİLEMEYEN MAL VE HAKLAR

Borcunu zamanında yerine getirmeyen borçluya karsı alacaklının başlattığı takip kesinleştiği takdirde artık alacaklı borçlunun malvarlığındaki mal ve haklar üzerinde haciz işlemi yapma hakkına haiz olacaktır. Bu durumda borçlunun malvarlıgı bir bütün olarak alacaklının alacağına karşılık teminat oluşturmaktadır. Ancak günümüzde cebri icra hukukumuzda insani mülahazalarla borçlunun ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yaşamlarının idame ettirebilmesi ve ekonomik olarak mahvına yol açmamak amacıyla bazı mal ve hakların haczedilemeeyceg kabul edilmiştir. Bunlar da kendi arasında mutlak olarak haczedilemeyen mallar ve haklar ve kısmen hacz edilebilen mal ve haklar olarak ikiye ayrılır
1- Haczedilemyen mallar ve haklar

– İlama bağlı nafaka alacağı
– Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar
– Manevi tazminata ilişkin hak
– Sükna hakkı
– MK’ da yer alan diğer irtifak hakları
– Bütünleyici parça taşınmazlardan ayrı olarak haczedilememesi
– Ölünceye kadar bakma alacaklısının alacak hakkı haczdilememesi
Bunlara ek olarak icra ve iflas kanunu madde 82 de numerus clausus (sınırlı sayı) esasına göre sayılan hak ve alacaklar da hiçbir şekilde haciz işlemine konu olmayacaktır. Bunlar ;
Devamını oku

ileadmin

Ceza hukuku  özel hükümler hakkında incelemeler ve örnek suç tipleri

Ceza hukukunun teorik temeli olan Ceza kanunumuz  özetle 2 bölümden oluşmaktadır ilk bölüm genel hükümler olup suç tiplerine uygulanan genel esasları belirleyen düzenlemeler olup 2. Bölüm ise özel hükümler başlığı altında maddeler halinde suç tiplerinin ayrı ayrı düzenlendiği bölümdür. Aşağıda bu bölümde yer alan ve asliye ceza mahkemesi ve ağır ceza mahkemesinde dava konusu olabilecek belli baslı suç tipleri yer almaktadır.

  • Resmi belgede sahtecilik suçu

Resmi belge kamu görevlisinin görevinin verdiği yetkiye  dayanarak düzenlediği belgedir. Resmi belge sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Yani suç tipinde sayılan hareketlerden birinin dahi yapılması halinde bu suç işlenmiş olacaktır. Suçun unsurunu oluşturan  hareketler ise şunlardır ;

  • Resmi bir belgeyi sahte olarak düzenlemek
  • Gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek
  • Sahte resmi belgeyi kullanmak.

Bu hareketlerden birinin dahi yapılması halinde suç işlenmiş olacaktır. Ancak burada önemle belirtmek gerekir ki 2. Bende de yer alan gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek seçimlik hareketin de aldatma unsurunun varlığı önemlidir. Bu degişiklik aldatıcı nitelikte değilse artık resmi belge de sahtecilik suçu değil resmi belgeyi bozmak yok etmek ve gizlemek sucu oluşacaktır.

Yukarıda sayılan seçimlik hareketlerin bir kamu görevlisi tarafından görevinin gereği düzenlemek zorunda olduğu belge üzerinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranda arttırılacaktır. Ayrıca sahteliğe konu olan belge kanun hükmü gereğince aksi ispat oluncaya kadar geçerliliği sabit olan belgelerden ise bu durumda cezanın yarı orandan arttırılması sonucunu doğuracaktır.

Resmi belge de sahtecilik suçun da adli para cezası seçimlik ceza olarak öngörülmemiştir sucun temel şeklinin yaptırımı 2ila 5 yıl arası hapis cezasıdır. Bu suç tipinde kovuşturmaya başlanması için mağdurun şikayetine gerek yoktur. Re’sen soruşturma ve kovuşturma yapılacaktır.

  Devamını oku

ileadmin

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BAŞVURU YOLU

Avrupa konseyine üye devletler tarafından 1950 yılında imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, temel hak ve hürriyetler alanında uluslararası bir koruma sağlamaktadır. Birçok temel hak ve hürriyetleri tanıyan ve koruma altına alan bu sözleşmeyi Türkiye de 1950 yılında imzalamıştır. Böylelikle insan hakları devlet üstü bir organizasyonun koruması altına alınmakla kalmamış aynı zamanda insan haklarının küresel olduğu ve hiçbir devletin bu hakları keyfi bir şekilde ihlal edemeyeceği vurgulanmıştır.
AİHS ile 1 Kasım 1998 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmuştur. AİHM’nin kurulmasıyla sözleşmenin somut olarak uygulanmasını sağlamak ve meydana gelebilecek ihlallerin de tazminat yolu ile müeyyilendirilmesi amaçlanmıştır. Böylelikle AİHS’ye taraf olan devletlerden herhangi biri tarafından AİHS’nin tanıdığı temel hak ve hürriyetleri ihlal edilen bireyler, ihlali gerçekleştiren devlete karşı AİHM’de dava açabileceklerdir. Peki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince tanınan hak ve özgürlükler nelerdir?
A. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince Tanınan Hak ve Özgürlükler

Devamını oku